• Yerçekimindeki Hassas Ölçü

Yerçekimindeki Hassas Ölçü

Pek çok kişi okul hayatında formüllerle karşılaşmıştır. Bunlardan özellikle kimya ya da fizik ile ilgili olanlarda sabit ya da katsayı olarak isimlendirilen bazı küsuratlı sayıları görmüş, hatta bunları ezbere bilmek gibi can sıkıcı bir zorunlulukla yüz yüze kalmış bile olabilirsiniz. Bunların en ünlülerinden birisi yerçekimi ivmesidir ki “g” simgesi ile gösterilir ve 9,81 m/s2 olarak ezberletilen bir formüldür. Ancak rakamlarla uğraşırken asıl gözden kaçırılan; yerçekiminde yaratılmış olan hayret verici mucizelerdir.

Herkes “yerçekimi”nin varlığından haberdardır ama yerçekimi kuvvetinin ne kadar ince ayarlanmış olduğunu herkes bilmez. Yerçekimi, fizik derslerinde ezberlemek zorunda kaldığınız sıkıcı bir formülden ibaret değildir. Yerçekimi, bütün hayatınızı ilgilendiren, hatta hayatta kalmanızı sağlayan mucizevî bir olaydır.

Yerçekimi ivmesi yeryüzünde farklı yerlerde farklı değerlere sahip olabilir. Sözgelimi Ekvator çevresindeki bir dağın tepesinde yer çekimi daha azken, kutuplara yakın okyanus zemininde daha fazladır. Yani mesela Peru’daki Nevado Huascarán dağı üzerindeki üzerinde 9,7639 m/s2 olan büyüklük Arktik Okyanusu’nun dibinde 9,8337 m/s2‘ye kadar değişir.[i]

Buna karşın bu iki uç arasındaki en büyük fark binde 7 kadar olduğu için her yerde sabit bir değer ile kabul edilmesi genelde bir sorun çıkarmaz. Ama yerçekimindeki farklılıklar büyük olsaydı bu hem bizim için hem de yeryüzündeki diğer canlılar için ciddi sorunlar anlamına gelirdi.

 

Bedenimiz Yerçekimi ile Uyumlu Yaratılmıştır

Yerçekiminin yokluğu bedenimiz için ciddi bir sorun olurdu. Bu sorunları uzayda yerçekimsiz ortamdaki görevlerinden dönen astronotların üzerinde gözlemlemek mümkündür.

 

Yerçekimi ve Kemiklerdeki mucize

Kemiklerimiz Dünya’nın yerçekimine tabi olan bedenimizi taşıyacak dayanıklılıkta yaratılmıştır. Bu dayanımı sağlayan ana unsur kemiklerimizin yoğunluğudur. Yerçekimi olmadığı zaman kemikler hızla yoğunluklarını kaybeder. NASA, yerçekimsiz ortamda kemiklerin yoğunluğunu ayda %1’in üzerinde kaybettiğini tespit etmiştir. Bu oran yaşlılık nedeniyle kemik erimesi yaşayan osteoporoz hastası kadınların kemik kaybından daha büyüktür.[ii]

Omurgamız da kemik olduğu için o da yerçekimsiz ortamdan olumsuz etkilenir. Yerçekimsiz ortam nedeniyle orta çıkan ciddi yoğunluk kaybı, tüm kemikleri çok kırılgan hale getirir. Kırılganlığının artmasıyla birlikte, Dünya’ya dönen astronotlarda omurga, yerçekimini karşılamada yetersiz kalır ve üzerlerine aşırı bir yük biner. Bu yük, oldukça şiddetli sırt ve bel ağrılarına yol açar.

Ancak kemiklerimizin yoğunluğu tam da yerçekimini karşılayacak kadar yaratıldığı için normal koşullarda böyle bir tehlike ile karşılaşmayız.

Bunun yanında yerçekimsiz ortamda kemiklerdeki aşırı kalsiyum emilimi dolayısı ile böbrek taşları da oluşabilmektedir.[iii] Kemiklerdeki kalsiyum emilimi kabızlık ve psikolojik bozukluklara da yol açmaktadır.[iv]

 

Yerçekimi ve Kaslardaki mucize

Benzer bir durum kaslarımız için de geçerlidir. Vücudumuzdaki kaslar yerçekimi ile baş etmemizi sağlayan bir motor sistemi gibi çalışır. Kaslarımız yerçekimi koşullarında yürümemizi, koşmamızı, sıçramamızı vb. sağlayacak kadar güç üretirler. Ancak yerçekimi olmadığında kaslar hızla kütle kaybına uğramaları nedeniyle güç kaybı yaşanır.

Kaslarımızın tek işlevi yürümek ya da sıçramak vb. değildir. Kalbimiz de bir kastır ve bu kas Dünya koşullarında ihtiyaç duyduğumuz kan basıncını sağlayarak kanın vücudumuzda sorunsuz bir şekilde dolaşmasını sağlar. Ayak uçlarından kafamıza kadar vücudumuzun her yerine kan pompalayan kalbimiz, yerçekimini yenecek kadar basınç üretir. Ancak yerçekimsiz ortamda o da kütle kaybına uğrar. Bu kayıp yalnız hareketlerimizi kısıtlamakla kalmaz doğrudan hayatımıza da kasteder. Yerçekimsiz ortam ciddi kalp-damar rahatsızlıklarına yol açar.[v]

İşte bu nedenle uzay üssünde uzun süre kalan astronotlar kas ve kemik kaybını en aza indirecek özel bir diyet ve egzersiz programı uygulamak zorunda kalırlar.

 

Yerçekimi ve kan dolaşımı mucizesi

Yerçekimsiz ortamda kan ve diğer vücut sıvıları başımıza toplanmaya başlar. Bu da gözlerimizde basınç artışına yol açar. Bu durum yerçekimsiz ortamda görüş bozukluklarının ortaya çıkmasına yol açar.

Ayrıca kandaki kırmızı kan hücreleri azalır ve bu nedenle astronot bir tür kansızlığa maruz kalır. Bağışıklık sistemi zayıfladığı için yaraların iyileşmesi zorlaşır.

Yerçekimiyle ilişkili diğer bazı biyolojik mekanizmalar

Astronotların yaşadığı bir diğer sorunda uyku düzenlerinin bozulmasıdır.[vi] Yine astronotlar üzerinde yapılan gözlemlerde yerçekimsiz ortam denge sağlama ve yön belirlemede de çeşitli sorunlara yol açmaktadır.[vii]

Tüm bunlar nedeniyle, uzun zaman sonra yeryüzüne dönen astronotlar ayağa kalkıp adım atacak halde bile olmazlar. Uzun süre uzay görevinden dönen astronotlar eski haline dönebilmeleri için aylar süren bir bakıma alınırlar. Ne var ki yerçekimi eksikliğinin yol açtığı tahribat büyükse bu program da işe yaramayabilmektedir

Hepsinden önemlisi insan dahil pek canlının anne karnındaki gelişimi yerçekimi ile ilişkilidir. Bugünkünden farklı bir yerçekiminde hamilelik çok daha zor ya da hepten imkânsız olabilirdi.[viii] Hatta yapılan bazı araştırmalar, spermlerin yer çekimsiz ortamda yumurta ile buluşamadığını göstererek, yerçekiminin canlılık için önemini gösteren bir diğer gerçeği ortaya çıkarmıştır.

Bedenimizin yerçekimi ile uyumu

İnsan vücudu yeryüzü koşulları ile son derece uyumlu bir yaratılışa sahiptir. Kalbimiz kanı yerçekimini karşılayacak bir basınç ile vücudumuzda dolaştırır. Kaslarımız yerçekimine karşı rahatlıkla hareket etmemizi sağlayacak kadar güç üretir. Kemiklerimizde hem kaslarımızı ve diğer organları taşıyabilecek kadar sağlamdır.

Organlarımızın yerçekimi ile uyumlu olması kadar yerçekiminin sürekli olarak aynı etkide olması da büyük bir mucizedir. Söz gelimi daha zayıf bir yerçekiminde bir lokmayı yutmamız veya boşaltım sistemimizi çalıştırmak bile çok zorlayıcı olabilirdi.

Bedenimiz ve yerçekimi arasında hassas bir dengeye dayanan bu uyum yüce Allah’ın üstün ilminin göstergelerinden sadece birisidir.

 

Yerçekimi Dünya’yı Yaşanabilir Kılacak Ölçüde Yaratılmıştır

Yerçekimi yeryüzünde yaşamın varlığı için vazgeçilmez şartlardan birisidir. İngiltere’deki Portsmouth Üniversitesi’nden gökbilimci Karen Masters, yerçekimsiz ortamın Dünya üzerindeki fiziksel etkilerini şöyle sıralıyor:

Dünya, tıpkı bir ipe bağlı olarak başınızın üzerinde çevirdiğiniz bir cisim gibi hızla dönmektedir. Yerçekimini ortadan kaldırmak, ipi bırakmakla aynı şeydir. Dünya üzerine yapışık olmayan her şey; atmosfer, okyanuslar, göller, nehirler uzaya fırlayacak, uzayda kaybolacaktır.[ix]

Yerçekiminin özel bir ayar ile yaratıldığını anlamak için tümden yok olduğu bir durumun farkına varmak şart değildir. Yerçekiminin bugünkünden daha az veya daha fazla olmasının bile yeryüzüne ve üzerindekilere olumsuz etkisi çok fazla olurdu.

Söz gelimi Dünya’daki yerçekimi eğer daha güçlü olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla amonyak ve metan biriktirir, bu da yaşam için çok olumsuz olurdu. Eğer daha zayıf olsaydı: Dünya atmosferi çok fazla su kaybeder, canlılık mümkün olmazdı.

Yerçekiminin ayarındaki ince oynamaların bile öyle hayatî değişimler olur ki bunları düşünmek, şu an içinde yaşadığımız koşulların bize sağladığı konfor için Allah’a içli bir sevgi ve şükür duymamızı sağlar.

Yerçekiminin daha şiddetli veya daha zayıf olduğunda ortaya çıkacak başka olası durumları şöyle sıralayabiliriz:

  • Yerçekimi kuvveti bugünkünden daha fazla olsaydı koşmak hatta yürümek imkânsız hale gelirdi. İnsanlar ve hayvanlar tüm bu hareketleri gerçekleştirmek için şimdikinden daha çok enerji sarf ederlerdi. Bu durumda gerekli enerjiyi karşılamak için başta yeryüzündeki besin kaynakları hızla tükenirdi. Daha da güçlü yer çekimi, böceklerden başka hiçbir canlının ayakta duramaması anlamına gelirdi.
  • Çekim kuvveti daha zayıf olsaydı?… Hafif şeyler yeryüzünde sabit durmayacaktı. Sözgelimi en ufak bir esintide yerden kalkan toz ve kum taneleri saatlerce havada uçuşacaktı. Uzun süreli toz fırtınaları nedeniyle yeryüzü daha az güneş ışığı alacak, bu da Dünya’nın bitkisiz, belki de çorak bir yer olmasına yol açacaktı.
  • Yerçekiminin daha az olması durumunda yağmur damlalarının hızı çok yavaşlayacak, bu nedenle yere inmeden yeniden buharlaşacaklardı. Akarsuların akış hızı yavaşlayacak, bu nedenle onlardan elektrik enerjisi elde edilemeyecekti.

  • Bitkilerin gelişimi yerçekimi ile doğrudan bir ilişki içindedir. Bitkinin boy atması yerçekimine karşı gerçekleşirken köklerin gelişimi ise yerçekimi ile uyumludur. Yerçekimi az olduğunda bitki topraktan aldığı besinleri ve suyu taşımak için şimdikinden daha az enerji harcayacaktı. Buna karşın çok daha fazla boy atacaklardı. Bu durumda da besin ve su iletimi yeniden bir sorun haline gelecekti.[x] Tabii, yerçekiminin az olduğu durumda kök gelişiminin zayıflayacağı ve bunun da gerekli besin teminini kısıtlayacağı da unutulmamalı. Dahası bitkilerin kökleri, hızla süzülemediği için toprakta biriken suların içinde kalacak ve hızla çürüyeceklerdi.[xi]

Tersi durumda yani yerçekiminin çok olduğu durumda kök gelişiminde bir sorun olmayacak ama köklerden alınan besin ve suların güçlü yerçekimine karşın yukarı çıkarılması giderek zorlaşacaktı. Böyle bir durumda bitkiler boy atamayacak pek çoğu bodur kalacaktı.

  • Okyanus yüzeylerinde veya derinlerde oluşan su akıntıları yeryüzünde hava sıcaklığını ve yağış rejimlerini belirleyen önemli bir unsurdur. İster derinde ister yüzeyde olsun okyanus akıntılarının oluşumunda rol oynayan en önemli faktörlerden birisi de Dünya’nın yerçekimidir.[xii]

Eğer yerçekimi dolayısıyla okyanus akıntıları dengesinden sapmış olsaydı denizlerde ısı değişlikleri çok ani olur, oksijen ve tuz oranı değişirdi. Bu durum balık ve diğer deniz canlılarının ölümüne neden olurdu. İklimde anormallikler ortaya çıkar, yoğun sisler ve şiddetli yağışların getirdiği seller ölümcül sonuçlar yaratabilirdi. İklimsel engeller oluşurdu. Ilıman bölge bitkileri soğuk alanlara veya tropikal bitkiler mutedil alanlara bugünkü kadar sokulamaz, tür zenginliği, tarım alanlarının sınırları, dolayısıyla insanların yaşam alanı bu kadar geniş olmazdı.

Sonuç olarak yerçekimi sıcak ve soğuk su akıntılarının rejimlerinin tam olması gerektiği şekilde etkilemektedir. Bu sayede havanın ısınması veya serinlemesi ile insanların Dünya üzerindeki yaşam alanlarını genişletmesi ve diğer canlıların tür çeşitliliğini arttırması da sağlanmış olur. Yerçekiminin akıntıları belirleyecek bir bilinci olamayacağına göre yerküre üzerindeki bu hassas dengeyi üstün akıl sahibi Allah’ın kurduğu çok açıktır.

  • Eğer yerçekimi daha zayıf olsaydı demir gibi ağır metaller yerkabuğunda şimdikinden çok daha fazla olacaktı. Bu durumda tarım yapılabilecek alanlar çok daha kısıtlı olacaktı. Daha güçlü bir yerçekimi olması durumunda ise yer kabuğunda ağır metaller daha nadir olacak, bu durumda bunlardan endüstriyel anlamda faydalanmak imkânsız hale gelecekti.
  • Yerçekimi Dünya’nın manyetik alanının oluşumunda rol oynayan önemli bir etkendir. Dünya’nın manyetik alanı ise yeryüzündeki canlıların zararlı ışınlardan korunması için gereklidir. Yerçekimindeki belirgin bir değişiklik Dünya’nın manyetik alanında bir değişime yol açar, bu da bugün yeryüzünde canlılar için son derece uygun olan koşulları bozardı.

Dünya’nın manyetik alanı, Dünya, güneş rüzgarı, parçacıkların akışı.

  • Yerçekimindeki değişiklik, yörüngeye yerleştirilen uyduları da etkilerdi. Uzaya savurulma veya Dünya’ya geri düşme durumu olacak kadar yerçekimi farkı olmasa bile çok uzağa veya çok yakına konmak zorunda kalınan uydulardan istifade etmek de oldukça zorlaşırdı.
  • Yerçekiminin yeryüzündeki su çevriminde çok büyük bir rolü vardır. Eğer yerçekimi çok daha fazla olsa idi yeraltı sularına erişim güçleşirdi, hatta gökyüzünde yağmur bulutlarının oluşumu bile imkânsız hale gelebilirdi. Yerçekiminin zayıf olması durumunda suyun tamamı yüzeyde toplanır, böylelikle kolaylıkla buharlaşarak yitip giderdi. Eğer yerçekimindeki zayıflık çok fazla olsaydı, bu durumda değil yeryüzünde toplanmak, yere inmesi bile imkânsız hale gelebilirdi. Böyle bir durumda toprağı sulamak diye bir fiilin de anlamı olmazdı.
  • Yerçekimi daha zayıf olsaydı sadece su değil, gübre başta olmak üzere hayati öneme sahip pek çok kimyasal toprağa karışmazdı. Atıklar yeryüzünde toplanacağı için Dünya bir süre sonra adeta bir çöplüğe dönerdi.
  • Yerçekiminin çok güçlü olması durumunda gezegenimiz göktaşları için bir cazibe merkezi haline gelirdi. Artan göktaşları yüzünden yeryüzündeki canlılık büyük bir tehdide maruz kalırdı.

  • Yerçekimi, Dünya ile Ay arasındaki ilişkiyi de doğrudan etkilerdi. Bu ise yeryüzündeki gelgitlerin düzenini hatta Dünya’nın dönüş hızını ve eksenindeki eğimi değiştirirdi. Dünya’nın dönüş hızının ve ekseninin değişmesi durumunda da mevsimler bozulur ve Dünya, üzerinde yaşanamayacak kadar sıcak veya soğuk olurdu.[xiii], [xiv]
  • Yerçekimi, atmosferin Dünya’nın etrafında durmasını sağlayan önemli bir etmendir. Eğer çok güçlü olsaydı atmosferdeki zararlı gazların emilmesi söz konusu olabilirdi. Yerçekiminin zayıf olması durumunda ise atmosferik gazlar Dünya’nın etrafında tutunamaz, uzaya dağılıp gidebilirdi. Bu da Dünya’da hayatın varlığını imkansız kılacak kadar bir bozulmaya neden olabilirdi.

Yukarıdaki yaşamı tehdit eden tüm durumlar kurgusaldır ve şiddetleri yerçekimindeki değişim miktarlarına göre hissedilecektir. Her madde kendi başına ele alınmışsa da yerçekimi değişikliği durumunda tümü aynı anda ortaya çıkacaktır. Böyle bir ortamı düşündüğümüzde mevcut yerçekiminin Dünya’mızın bugünkü gibi olması için özel olarak ayarlanmış olduğunu hemen fark edersiniz. Gezegenimizin büyüklüğü ya da yoğunluğu gibi yerçekimini belirleyen tüm unsurları[xv] bizler için hassas bir ölçüde var eden Allah’tır. Yüce Allah bunu bir ayetinde bizlere şöyle haber vermektedir:

“…O’na mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” (Furkan Suresi, 2)

 

Kütle Çekim Kanunu Evrenin bir Denge ile Yaratıldığını Anlatıyor

Yerçekimi ve kütle çekimi genelde birbiri ile çok karıştırılan iki fizik kavramı. Oysa kütle çekimi genel bir durumu tanımlarken yerçekimi özeldir. Aslında her iki kavram da kütlesi olan bir cismin başka bir kütleye çekim uygulaması ile ilgilidir. Örneğin Güneş ile Ay arasında ve Dünya ile Ay arasında kütleleri nedeniyle bir çekim kuvveti vardır.

İlk defa bilim insanı Newton iki kütle arasındaki çekim kuvvetinin formülünü oluşturmuştur. Bugün “evrensel kütle çekim yasası” olarak isimlendirilen bu yasaya göre her bir noktasal kütle diğer noktasal kütleyi, ikisini birleştiren bir çizgi doğrultusundaki bir kuvvet ile çeker.

Şu an muhtemelen “İki kütle birbirini çekiyorsa bir karpuz yanında duran bir bezelyeyi neden çekmiyor?” diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu sorunun cevabı kütle çekim sabitinin çok çok küçük (67/ 1 trilyon) olmasında saklı. Kütlesi 1 trilyon kg mertebesinde (Dünya’nın kütlesi trilyon kere trilyon kg mertebesindedir) olmayan cisimler arasında çekimin etkisini gözle görmek imkansızdır.

Kütle çekim yasası F= G (m1m2)/r2 şeklinde formüle edilir. Burada F iki kütle arasındaki çekim kuvvetinin büyüklüğünü, m1 birinci kütlenin büyüklüğünü, m2 ikinci kütlenin büyüklüğünü, G ise evrensel çekim sabitini temsil etmektedir. Çekim kuvveti, iki kütlenin çarpımıyla doğru orantılı, aralarındaki mesafenin karesi ile ters orantılıdır.

Formülde “evrensel çekim sabiti” olarak isimlendirilen G; 6.67 × 10-11 Nm2/kg2 değerine sahiptir. Çoğu kişi için önemsiz görülen bu sayılar, aslında evrenin bugünkü gibi olmasını sağlayan çok önemli bir değerdir.

Evrendeki galaksilerin, yıldızların birbirlerinin yörüngelerinde kalmalarının nedeni, birbirleri arasında oluşan kütle çekim kuvvetidir. Dünya’nın ve diğer gezegenlerin Güneş’in etrafında belirli bir yörüngede kalmalarını sağlayan da yine bu kuvvettir.[xvi] Bu kuvvetin değerlerinde bir azalma olursa yıldızlar yerinden kayar, Dünya yörüngesinden kopar, bizler Dünya üzerinden uzay boşluğuna dağılırız.

En ufak bir artma olursa da yıldızlar birbirine çarpar, Dünya Güneş’e yapışır ve bizler de yerkabuğunun içine gireriz. Tüm bunlar çok uzak ihtimaller olarak görülebilir, ama bu kuvvetin şu an sahip olduğu şiddetinin dışına çok kısa bir süre dahi çıkması, bu sonlarla karşılaşmak için yeterlidir.

Ünlü moleküler biyolog Michael Denton, Doğanın Kaderi: Biyoloji Kanunları Evrendeki Amacı Nasıl Gösteriyor (Nature’s Destiny: How the Laws of Biology Reveal Purpose in the Universe) adlı kitabında bu gerçeği şöyle vurgular:

“Eğer kütle çekim kuvveti bir trilyon kat daha güçlü olsaydı, o zaman evren çok daha küçük bir yer olurdu ve ömrü de çok daha kısa sürerdi. Ortalama bir yıldızın kütlesi, şu anki Güneş’imizden bir trilyon kat daha küçük olurdu ve yaşama süresi de bir yıl kadar olabilirdi. Öte yandan, eğer kütle çekim kuvveti birazcık bile daha güçsüz olsaydı, hiçbir yıldız ya da galaksi asla oluşamazdı.”[xvii]

Eğer çekim kuvveti şimdikinden biraz daha fazla olsaydı, yıldızların oluşumu daha kısa sürede gerçekleşirdi ve uzaydaki en küçük yıldızın dahi kütlesi bizim Güneş’imizin en az 1,4 katı büyüklüğünde olurdu. Tabii bu durumda Güneş’imiz de şimdiki halinden birkaç kaç büyük olurdu. Büyük yıldızlar o derece hızlı ve kararsız biçimde yanarlardı ki bu dev Güneş’in Dünya üzerindeki etkisi, hayatı oluşturacak şartların meydana gelmesini imkansız kılardı. Dünya’daki yaşam için Güneş’imizin şimdiki ebatlarında olması şarttır. Yani ideal şekilde yaratılmıştır.

Dahası; kütle çekim kuvveti şimdikinden biraz daha büyük olsaydı, evrendeki büyük yıldızların hepsi birer karadeliğe dönüşmüş olacaktı.

Diğer yandan, eğer çekim sabiti biraz daha küçük olsaydı, o zaman da uzaydaki bütün yıldızlar en fazla bizim Güneş’imizin 0,8’i büyüklüğünde bir kütleye sahip olacaklardı. Tabii Güneş’imiz de çok küçük olacaktı. Böyle bir küçük Güneş, Dünya’da hayatı destekleyecek ölçüde uzun ve kararlı biçimde yansa da bu sefer evrendeki gezegenleri ve Dünya’daki canlılığı oluşturacak ağır elementler oluşamayacaktı. Çünkü demir ve daha ağır elementler ancak devasa yıldızların çekirdeklerinde üretilebilir ve ancak bu tür ağır yıldızlar berilyum ve daha ağır elementleri yıldızlararası uzaya yayabilirler. Bu tür elementler ise gezegenlerin ve hayat formlarının oluşması için zorunludurlar.

BBC’nin internet sitesinde “Çekim kuvveti olmasa ne olurdu?” başlıklı bir makalede kütle çekim kuvvetinin ortadan kalktığı bir evrende yaşanacaklar canlandırılmıştır. Bu canlandırmada Dünya’nın parçalanarak uzaya dağılacağı, Güneş’in de kendisini bir arada tutan kuvvet ortadan kalkacağı için büyük bir patlamayla uzaya dağılacağı söylenmektedir. Canlandırma şöyle devam etmektedir:

Evrendeki diğer gezegenlerde de benzer gelişmeler gözlenecektir. Fakat onlar çok uzak olduğu için patlama ışıklarının bize ulaşması çok zaman alacaktır. Sonunda evrenin hiçbir yerinde madde topakları kalmayacak, her şey bir atom ve molekül çorbasına dönecektir. Bu senaryo, evrenin işleyişi bakımından çekim kuvvetinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.[xviii]

Görüldüğü gibi, kütle çekim kuvvetindeki çok küçük oynamalar canlılığın, dolayısıyla insanlığın meydana gelmesini doğrudan engelleyecekti. Kütle çekimindeki biraz daha büyük oynamalar ise ortada bütünüyle evren diye bir kavramın kalmamasına neden olacaktı. Kütle çekim gücünün biraz fazla artması halinde evren genişleyemeden içine çökecek, biraz fazla azaldığı takdirde ise hiçbir yıldız ya da galaksi oluşamayacaktı.

Ama bugün Dünya’da yaşayabiliyor olmamız göstermektedir ki, bu olumsuz ihtimallerin hiçbiri gerçekleşmemiştir. Aksine evrenin her detayı kusursuz bir plan ve denge ile yaratılmıştır. Sonsuz kudret sahibi olan Allah, içinde yaşadığımız evreni olağanüstü bir uyum içinde yaratmıştır:

O, biri diğeriyle ‘tam bir uyum’ içinde yedi gök yaratmış olandır. Rahman’ın yaratmasında hiçbir ‘çelişki ve uygunsuzluk’ göremezsin. İşte gözü(nü) çevirip-gezdir; herhangi bir çatlaklık görüyor musun? Sonra gözünü iki kere daha çevirip-gezdir; o göz umudunu kesmiş bir halde bitkin olarak sana dönecektir. (Mülk Suresi, 3-4)

Referanslar:

——————————————–

[i] Hirt, Christian; Claessens, Sten; Fecher, Thomas; Kuhn, Michael; Pail, Roland; Rexer, Moritz (August 28, 2013). “New ultrahigh-resolution picture of Earth’s gravity field”. Geophysical Research Letters. 40 (16): 4279–4283.

[ii] Laurie J. Abadie, Charles W. Lloyd, Mark J. Shelhamer, “The Human Body in Space”, NASA, 11 Haziran 2018, https://www.nasa.gov/hrp/bodyinspace

[iii] Laurie J. Abadie, Charles W. Lloyd, Mark J. Shelhamer, “The Human Body in Space”, NASA, 11 Haziran 2018, https://www.nasa.gov/hrp/bodyinspace

[iv] Kevin Fong “the strange, deadly effects Mars would have on your body”, WIRED, 2 Kasım 2014
https://www.wired.com/2014/02/happens-body-mars/

[v] Tanya Lewis, “How Zero Gravity Affects Astronauts’ Hearts in Space“, 30 Nisan 2014, https://www.space.com/25452-zero-gravity-affects-astronauts-hearts.html

[vi] Colin Barras, “What would happen to you if gravity stopped working?”, 12 Şubat 2016, http://www.bbc.com/earth/story/20160212-what-would-happen-to-you-if-gravity-stopped-working

[vii] jay Buckey, “Gravity and the human body”, TEDEd, https://ed.ted.com/lessons/gravity-and-the-human-body-jay-buckey

[viii] Dave Consiglio, What would happen if the earth had a little bit less gravity all of a sudden?”, 19 Ocak 2016, https://www.quora.com/What-would-happen-if-the-earth-had-a-little-bit-less-gravity-all-of-a-sudden

[ix] BBC, “Yerçekimi olmasa ne olurdu?”, 15 Şubat 2016, https://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/02/160215_vert_fut_yercekimi_olmasa

[x] Matthew Carr, “What would happen if the earth had a little bit less gravity all of a sudden?”, 15 Ocak 2016, https://www.quora.com/What-would-happen-if-the-earth-had-a-little-bit-less-gravity-all-of-a-sudden

[xi] Dave Consiglio, What would happen if the earth had a little bit less gravity all of a sudden?”, 19 Ocak 2016, https://www.quora.com/What-would-happen-if-the-earth-had-a-little-bit-less-gravity-all-of-a-sudden

[xii] Dr. Tuba Sarıgül, “Okyanus Derinliklerindeki Güçlü Akıntılar Nasıl Oluşur?”, 7 Haziran 2017, http://www.bilimgenc.tubitak.gov.tr/makale/okyanus-derinliklerindeki-guclu-akintilar-nasil-olusur

[xiii] Jolene Creighton, “Life Without Gravity”, 31 Ocak 2013,, https://futurism.com/life-without-gravity/

[xiv] Dave Consiglio, What would happen if the earth had a little bit less gravity all of a sudden?”, 19 Ocak 2016, https://www.quora.com/What-would-happen-if-the-earth-had-a-little-bit-less-gravity-all-of-a-sudden

[xv] “Yerçekimi ivmesi”, pdf, physics.comu.edu.tr/library/ekitap/yercekimi_ivmesi.pdf

[xvi] NASASpacePlace, “Why do the planets go around the Sun?“, https://spaceplace.nasa.gov/review/dr-marc-solar-system/planet-orbits.html

[xvii] Michael Denton, Nature’s Destiny, The Free Press, New York, 1998, ss. 12-13.

[xviii] Colin Barras, “What would happen to you if gravity stopped working?”, 12 Şubat 2016, http://www.bbc.com/earth/story/20160212-what-would-happen-to-you-if-gravity-stopped-working

Rating overview

  • 5
Total score
Excellent 5