|
Evrim Modeli
Yaratılış
Modeli
Yaratılış Modelinin
Öğretilmesinin Yararları
Din Olarak Evrim
Dinin Kökeni
A. Evrim modeli
Evrim sistemi, her şeyin kökenini,
gelişimini ve anlamını,
geçmişte olduğu gibi bugün de
işleyen doğal yasa ve oluşumlarla
açıklar. Yaratıcı gibi bir
dış faktörün özel
etkinliğini tanımaz. Evren her
yönüyle kendisini, yapısındaki
özellikleriyle, daha yüksek seviyede bir
düzene (parçacıklardan insanlara)
evrimleştirir.
Evrim modelinin özünü göstermek
için, çeşitli otoritelerin kendi
evrim kavramlarını ortaya koyan
sözlerini aktaracağız.
“Bugün aydın kişilerin
çoğu, mucizevi maddelerden
insanoğluna kadar, evrendeki her şeyin
evrim olayıyla geliştiğini ve
gelişmeyi
sürdürdüğünü bir
gerçek olarak kabul
etmektedirler.”1 “Evrim,
evrendeki gelişmelerin her
aşamasını kapsamaktadır: Kozmik,
biyolojik, insana ya da kültüre ait
gelişmeler... Yaşam, cansız
doğanın evriminin bir
ürünüdür ve insan da
yaşamın evrimleşmesinin bir
ürünüdür.”2
“Evrim, temelde
dönüşümsüz ve
yönlendirici bir olay olarak
tanımlanır. Evrim sonucu ortaya
çıkan ürünler, daha fazla
çeşitlilik ve gittikçe artan
yüksek bir organizasyona sahiptirler.
Bugünkü bilgimiz bizi, gerçeğin
evrim yani, kendi kendine dönüşüm
olduğu görüşüne
zorlamaktadır.”3
“Organizmaların ortaya
çıkışı, bir
yaratıcıya ya da yönetici gibi bir
etmene gerek duyulmaksızın, biyolojik
evrimle açıklanabilir. Herhangi bir
yaşam verici gücün ya da her yerde
hazır bulunan bir enerjinin evrim
olayını canlıların oluşumuna
doğru yönlendirdiğine dair
hiçbir kanıt yoktur.”4
Böylece evrim, evreni, içerdiği
yasalarla her şeyi daha yüksek
seviyelerdeki düzenli yapılara
dönüştürebilen, kendi kendine
yeterli bir sistem olarak kabul etmektedir.
Parçacıklar elementlere, elementler
karmaşık kimyasal maddelere, bunlar da
basit canlı sistemlere, basit canlı
sistemler karmaşık bir canlıya ve
karmaşık canlı organizması da
insana dönüşmüştür.
Özetle evrim: (1) doğal bir olaydır,
(2) kendi kendini yönetir, (3)
amaçsızdır, (4)
yönlendiricidir, (5)
dönüşümsüzdür, (6)
evrenseldir ve (7) devamlıdır.
B.
Yaratılış Modeli
Yaratılış modeli evrimin tersine, (1)
doğaüstü, (2) dıştan
yönetilen, (3) bir amaca yönelik ve (4)
tamamlanmış bir özel yaratılma
olayını içerir. Evrim modeli gibi o
da bütün evrende geçerlidir ve
dönüşümsüzdür, ama
yönü daha karmaşık olan
yukarıya doğru değil, daha az
karmaşık olana aşağıya
doğrudur. Tamamlanmış olan ilk
yaratılış mükemmeldi. O zamandan
sonra mükemmelliğini yitirmeye
başlamıştır.
Yaratılış modeli,
başlangıçta özel bir
yaratılma süresi varsayar ve bu
süreçte insanın ve belirli hayvan ve
bitki çeşitlerinin yanı sıra
bütün doğa yasalarının o
andan sonra bir daha oluşmayan
yaratıcı ve tamamlayıcı
oluşumlarla ortaya
çıktığını kabul eder.
Yaratılış tamamlandıktan sonra,
yaratılış işlemi yerini,
Yaratıcı’nın
yarattığı temel sistemlerin devam
etmesi ve korunması için
düzenlediği korunma yasalarına
bırakmıştır.
Tamamlanmış yaratılış
kavramına ek olarak, yaratılış
modeli tarafından, doğada işlemekte
olan bir bozulma yasası da ileri
sürmektedir (çünkü her
şeyi mükemmel olan bir ilk
yaratılışta oluşan önemli
bir değişme, mükemmelliği bozucu
yönde olur). Aşağıdaki tablodan
yararlanarak, iki modeli kolayca
karşılaştırabiliriz:
|
Evrim Modeli
|
Yaratılış Modeli
|
|
Hâla devam eden doğal köken
|
Tamamlanmış doğaüstü
köken
|
|
Gittikçe artan karmaşıklık
|
Gittikçe azalan karmaşıklık
|
Yaratılışın tarihi
(yaşlı mı genç mi?) ve
yaratılıştan sonraki dünyasal
süreçlerin doğası (genellikle
olağan ve sabit mi, felâketsel mi?)
ayrı konulardır. Bu iki modelden hangisinin
verileri tahmin etmekte daha etkili
olacağını iyi
düşünmeliyiz. Bunu anlamak
için, hem evrimcilerin, hem de
yaratılışçıların
önceden ne çeşit verilerin
bulunacağını bilmediklerini
varsaymalıyız. Ne bulacaklarını
bilmeden, ikisi de kendi modellerine bağlı
kalarak cesurca tahminler yapacaklardır.
Aşağıdaki tablo, önemli konularda
her iki modelin olası tahminlerini
göstermektedir.
|
Kategori
|
Evrim Modelinin
Dayandırıldığı Temel
Tahminler
|
Yaratılış Modelinin
Dayandırıldığı Temel
Tahminler
|
|
Evrendeki Galaksi Sistemi
|
Galaksiler Değişmekte
|
Galaksiler Sabit
|
|
Yıldızların Yapısı
|
Yıldızlar Biçim
Değiştirmekte
|
Yıldızlar Değişmemekte
|
|
Diğer Büyük Kütleler
|
Oluşmakta
|
Parçalanmakta
|
|
Kaya Oluşum Tipleri
|
Farklı Çağlarda Farklı
|
Bütün Çağlarda Benzer
|
|
Yaşamın Ortaya
Çıkışı
|
Cansızdan Evrimleşerek
|
Canlı, Yalnız Canlıdan
|
|
Canlıların
Sıralanışı
|
Canlıların Sürekli Türemesi
|
Belirli Canlı Türleri
|
|
Canlı Türlerinin Ortaya
Çıkışı
|
Yeni Türler Ortaya Çıkmakta
|
Yeni Türler Oluşmamakta
|
|
Canlılardaki Mutasyonlar
|
Yararlı
|
Zararlı
|
|
Doğal Seçilim
|
Yaratıcı Oluşum
|
Korunma Süreci
|
|
Yeryüzünün Yaşı
|
Çok Eski
|
Muhtemelen Yeni
|
|
Fosil Kayıtları
|
Sayısız Geçişler
|
Sistematik Boşluklar
|
|
İnsanın Ortaya
Çıkışı
|
Maymun – İnsan Ara Formlarıyla
|
Maymun - İnsan Ara Formları Yok
|
|
İnsanın Doğası
|
Hayvanlardan Nicelik Açısından
Daha Üstün
|
Nitelik Yönünden Hayvanlardan
Farklı
|
|
Uygarlığın
Başlangıcı
|
Yavaş ve Aşamalı
|
İnsanla Birlikte Ortaya
Çıkmıştır
|
Bu tablodaki tahminler, biraz önce
anlattığımız modellerin temel
kavramlarından kaynaklanan tahminlerdir. Bu
temel modeller belirli durumlara uygulanabilmek
için ikinci derecedeki varsayımlarla
değiştirilebilirler. Örneğin,
yararlı mutasyonların yanı sıra
zararlı mutasyonlar da evrim modelince kabul
edilebilir. Ancak bu, temel evrim
kavramının doğal bir tahmini
değildir. Yukarıdaki listede yer alan
evrimci “tahminlere” doğada
gerçekten rastlansaydı, bunlar evrim
modelinin güçlü kanıtları
olarak büyük bir coşkuyla
sergileneceklerdi. Bu gerçek,
yukarıdakilerin evrimin temel tahminleri
olduğunu doğrulamaktadır.
Yukarıdaki tahminler, iki modeli
karşılaştırmada ele
alınabilecek konular hakkında yalnızca
fikir vermektedirler. Bunlardan bazıları
ileride ayrıntılı olarak ele
alınacaktır. Şimdilik,
yaratılış modelinin tahminlerinin
yaratılışçılarca
doğada gözlenen olgulara evrim
modelininkinden daha iyi uyduğunun
benimsendiğini söyleyebiliriz. Evrimciler
veriler açıklamak zorundadır,
yaratılışçılar ise bu
verileri tahmin etmiştir.
Yaratılış Modelinin
Öğretilmesinin Yararları
Yaratılış modelinin evrim modeliyle
birlikte incelenmesinin hem öğrenci, hem de
öğretmen açısından
büyük yararları vardır.
Böyle akla uygun ve yararlı bir
önerinin birçok bilim adamı ve
öğretmence kabul edilmemesi
şaşırtıcı ve
üzücüdür. Yararların
bazıları aşağıda
sıralanmıştır:
1. Bu iki önemli modelin
karşılaştırılmasıyla,
öğrencinin derinlemesine
düşünebilmesi sağlanmış
olacaktır.
2. Yaratılış modeli,
çocuğun doğal
düşünceleri ve günlük
deneyimleriyle uyum içindedir ve böylece
zihinsel sağlığı için
yararlı olmaktadır. Çocuk, bir evin
bir ustayı, bir saatin de bir saatçiyi
gerektirdiğini, gerçeğe dair
deneyimlerinden çıkarmaktadır.
Örneğin, insan bedeninin ya da bir orman
ekolojisinin karmaşık
yapısını incelediği zaman,
bütün bunların gelişigüzel
olaylar ve rastlantıların eseri
olduğunun kendisine söylenmesi, ona
çok garip gelmektedir.
3. Bilimsel buluşların en zevkli
tarafı, doğanın yapısındaki
ve oluşumlarındaki güzelliği ve
düzenliliği görmektir. Özellikle,
Newton ve Kepler gibi büyük bilim
adamlarının5 da
onayladıkları gibi bilim ancak
“Tanrı’nın
düşündüklerini
düşünür.” Bu da
çocukta bilime karşı sevgi ve
tutkuyu her şeyden daha fazla
geliştirecektir.
4. Sorumluluk duygusunun gelişmesi, azimli
olmak, dürüstlük ve
başkalarını düşünmek
için, hesap verilecek bir
Yaratıcının varolduğunu bilmekten
daha büyük bir itici güç
yoktur. Bu hem öğrenci, hem de
öğretmen için geçerlidir.
Devlet okullarında, vergi ödeyenlerin her
iki düşünce tarzını da
benimsemiş çocukları
okuduğundan, hem evrim hem
yaratılış olabildiğince eşit
biçimde öğretilmelidir. Kimi
insanlar sadece evrimin
öğretilmesini istiyorlarsa, bu
amaçla kendi özel okullarını
kurmalıdırlar.
Aynı şekilde, birçok Hıristiyan
okulunun esas amacı, kökenlerin
gerçek bir öğretisi olarak
yaratılışı öğretmektir
ve kurulmalarının amacı budur. Ancak
bu, böyle okullarda öğrencilere
evrimle ilgili eğitim verilmemesi anlamına
gelmez. Evrimci felsefenin egemen olduğu bir
dünyada yaşadıklarından, evrimsel
kavramlarla ve evrimin varsayılan
kanıtlarıyla
tanıştırılmaları gerekir.
Aynı zamanda bu kavramlardaki ve
kanıtlardaki yanlışlıklardan ve
yaratılışçılığın
temelinden de bilgilendirilmeleri gerekir.
Bu hedeflere varmanın herhalde en etkin yolu,
kökenlerin bu iki modelini öncelikle
tümüyle bilimsel bir yöntemle
değerlendirmek ve devlet okulu için
önerilen yöntemi Hıristiyan okulunda
da uygulamaktır. Özel Hıristiyan
okullarındaki öğrencilerin
birçoğu, nakilden önce devlet
okullarında edindikleri deneyimler nedeniyle,
evrimci düşünceyle
aşılanmış olacaklardır. Bu
öğrencilerin öncelikle evrimin
“bilimsel”,
yaratılışın “dinsel”
olduğu düşüncesinden
arındırılmaları gerekir. Bunun en
iyi yolu, yaratılış modeli ile evrim
modelinin adım adım kıyaslanarak
bilimsel
yaratılışçılığın
yansıtılmasıdır.
Bundan dolayı, bu kitabın bundan sonraki
altı bölümü, kökenlerin bu
iki modeli üzerinde, Kutsal Kitap ya da
başka din kitaplarına
başvurmaksızın, tamamen bilimsel
olarak duracaktır.
Yaratılışçılık
modelinin evrim modeline göre her bakımdan
üstün olduğu
görülecektir.
Kitabın son bölümünde ise, genel
yaratılışçılık
modeli, Kutsal Kitap anlatımıyla daha
açık bir biçimde
tanımlanmaktadır. Kökenlerin ve
gelişimin bütün soruları bu
bölümde Kutsal Kitap ve Tanrıbilim
açısından yanıtlanmakta ve
öğrenci, Yaratıcısı ve
Kurtarıcısı Rab İsa
Mesih’te odaklanan anlaşılır,
uyumlu ve tatmin edici bir dünya
görüşüne
yönlendirilmektedir.
Bu sıranın, bilimsel verilerin Kutsal
Kitap’ın öğretilerinden daha
güvenilir olduğu
düşüncesiyle
uygulanmadığının
vurgulanması gerekir. Aksine, Kutsal Kitap
tamamen yetkili ve açık olduğu
için, doğru yorumlanan bilimsel olgular
Kutsal Kitap’ın
tanıklığıyla uyum
içindedirler. Bilimsel gerçekleri,
yaratılışçı modellerine
uydurmak üzere çarpıtanlar
yaratılışçılar
değildir. Evrime olan
inançlarını haklı
göstermeye çabalarken, evrimsel
yaklaşımın bilimsel
yanlışlarını ve
çelişkilerini açıklamak
için, evrimin temel kavramını
devamlı değiştirip genişletenler
evrimcilerdir.
Evrim bilimsel olarak
kanıtlanmadığından ve asla
sınanamayacağından sonuçta, bir
inanç olarak kabul edilmelidir.
Sınanabilir olduğu tahmin edilen mikro
evrim denilen şey ya da değişim bile
şu ana kadar yukarı doğru bir
eğilim gösterememiş ve
sınavı geçememiştir. Evrimin
işleyişi, hala bir sırdan
ibarettir.
Birçok evrimci,
yaratılışçılığı
(hatta bilimsel
yaratılışçılığı),
Kutsal Kitap “tutuculuğunun” temel
inançlarından biri olması nedeniyle
dinsel olarak adlandırmakta oldukça
iddialıdır. Elbette ki, Kutsal
Kitap’a dayalı dinler (Protestanlık,
Katoliklik, Yahudilik ve hatta İslam) tek
tanrılı ve dolayısıyla
yaratılışçıdır.
Çok tanrılı, hümanist ya da
ateist dinlerin bir tür evrim şekline
dayanması da bir gerçektir.
Dolayısıyla, evrime inananlar sadece
ateistler ve hümanistler değildir;
Budistler,
Konfüçyüsçüler,
Taocular, Hindular ve animistler de evrime
inanır; Marksistleri, Nazileri ve hatta ismen
tektanrılı sayılan liberalleri
belirtmeye gerek yoktur.
Hem yaratılışçılık
hem de evrimcilik önemli dinsel, ahlaksal ve
toplumsal etkilere sahipse de, bilimsel verilerin
etkileşmesi ve öngörülmesi
amacıyla da kullanılabilirler. Bundan
sonraki altı bölüm, bu amacı
yaratılış modelinin evrim modelinden
daha iyi gerçekleştirdiğini
gösterecektir. Sorunlar hala vardır ve
bunları çözümlemek için
daha fazla araştırma yapılması
gerekir, ancak evrim modelinin sorunları
çok daha ciddi boyutlardadır.
Bu nedenle, okulda aşılanmış
oldukları evrimciliğe ve organize
entelektüalizm içersinde
karşılaştıkları evrimci
gözdağlarına karşın
yaratılışçı olan
binlerce yetenekli bilim adamı
bulunmaktadır. Gerçek şu ki,
yaratılışçılık
evrimcilikten daha bilimsel, evrimcilik
yaratılışçılıktan
daha dinseldir.
Bu bölümde din konusunu dinsel
açıdan değil, tamamen bilimsel
açıdan tartışmak istiyoruz.
Kutsal Kitap’tan ya da dinsel kuramlardan
aktarmalar yapmayacağımız gibi,
herhangi bir dini de savunmayacağız.
Bununla birlikte, insan kökenini yansız
olarak saptamak için, insan
doğasını olduğu gibi ortaya
koymaya çalışacağız.
Şu bir gerçek ki, insanın
hayvanlardan farklı olarak;
etik,ahlâkî, estetik, idealist ve dinsel
kavramları vardır. Bunları ya evrim
yoluyla ya da doğrudan
yaratılışla
kazanmıştır. Bu, fen biliminin ortaya
koyması gereken nesnel bir gerçektir.
Eğitim süreci de bunu yansıtır.
Öğretmenler, öğrencilerine
bazı ahlâkî değerleri iletmek
isterler. Bu istek, öğrencilerin,
ahlâkî yapılarının
olduğunu varsay ar. Bir öğretmen,
öğrencilerinin ahlakı anlayabilme ve
yaşamlarına uygulayabilme
doğasına sahip oldukları
gerçeğini önemsemeden, anlamlı
ve uygun değerleri nasıl
anlatacaktır?
Din terimini, tüm etikahlâkî
değerleri ve temel anlamları içine
alan çok geniş bir anlamda
kullanıyoruz. Bu açıdan,
gerçekte evrim de ateizm de dinsel
inanç
sistemleridir.Yaratılışçıların,
evrimin okullardaki
yoğunlaştırılmış
eğitimine karşı
çıkmalarının temel nedeni,
evrimcilerin ahlâk sistemlerini kesin
doğrular şeklinde gençlere
sunmalarının, onları özel bir din
doğrultusunda şartlandırmak
anlamına gelmesidir.
Evrimin, temelde bir din olduğu, Amerika
Hümanist Derneği tarafından resmi
olarak onaylanmıştır.
“Hümanizm, insanın kaderini
kendisinin belirlediği bir inançtır.
Bu yapıcı bir felsefe, tanrısız
bir din ve bir yaşam yoludur... Amerika
Hümanist Derneği, 1940’lı
yıllarda, İllinois’te, eğitim ve
dinsel çabalar için kurulmuş, kar
amacı gütmeyen, vergiden muaf bir
dernektir.”6
Kitapçıkta, Julian Huxley, H. J. Muller,
Hudson Hoagland ve diğer birçok
ünlü evrimci, bu derneğin üyesi
olarak tanıtılmaktadır. Kurucular
listesinde, John Dewey’nin adı
geçmektedir. O, halk eğitimiyle ilgili
modern felsefeden, herkesten daha çok
sorumludur. Amerika Hümanist
Derneği’nin tanıtım
kitapçığında Julian Huxley,
şöyle demektedir: “Ben
‘hümanist’ kelimesini, insanın
vücudu, aklı ve ruhunun
doğaüstü bir güç
tarafından
yaratılmadığını,
bunların, evrimle ortaya
çıkmış bir bitki ya da bir
hayvan gibi doğal bir varlık olduğunu
kabul eden bir kimsenin inancı olarak
kullanıyorum. Bu insan, bazı
doğaüstü varlık ya da
varlıkların denetimi ve koruması
altında değildir, kendine ait
gücü ve iradesi
vardır.”7
Julian Huxley, John Dewey ve başkaları da
istiyorlarsa, böyle bir inanca sahip
olabilirler. Buna, kimsenin bir diyeceği olamaz,
ama, böyle bir inancı, “bilim”
adı altında sunarak, gençleri belli
bir yönde şartlandırmaya kimsenin
hakkı yoktur. Gerçi
yaratılış da inanca
dayanmaktadır. Ancak yaratılış
modeli, bilimsel veriler için en az evrim
modeli kadar etkin bir çerçeve
sağlar.
Birçok öğretmen, ABD Yüksek
Mahkemesinin, halk okullarında
yaratılış öğretilmesini
yasakladığı biçiminde
yanlış bir kanıya sahiptir.
Aslında, mahkeme, yaratılış
görüşünün tek yanlı
olarak sunulmasını
yasaklamıştır ve
yaratılışçılar bu
kuralı içtenlikle desteklerler.
Gerçek şu ki, bu kural,
yaratılışa uygulandığı
biçimde eşit olarak, evrime de
uygulanır.
Hakim Abe Fortas’ın konuyu hukuksal
açıdan değerlendirişi
şöyledir: “Demokrasimizdeki eyaletsel
ve federal hükümet... dinsel teorinin
görüşleri karşısında
yansız olmalıdır... Bir dinsel teoriyi
diğerine karşı koruyucu ve teşvik
edici duruma
düşmemelidir.”8
Böylece, evrim öğretilecekse,
yaratılış da öğretilmelidir.
Ayrıca ikisi eşit olarak
değerlendirilmelidir. Birisi diğerine
karşı desteklenmemelidir. İki modelin,
karşılaştırmalı temellere
dayanarak, bilimsel kanıtlarla sunulması ve
tanımlanmasının en iyi ve en adil yol
olduğuna inanıyoruz. Dolayısıyla,
böyle hareket edilmesini öneriyoruz. Bu
kitap, daha çok, öğretmenlere
yaratılış modelini destekleyen
kanıtlar vermek için
hazırlanmıştır.
Öğretmenlere de, evrim modeli
öğretilmiştir. Okul kitaplarında
da, evrim büyük ilgi görmektedir.
Elinizdeki kitap iki model arasında
eşitliği sağlamak amacıyla
yazılmıştır.
Dinin bazı ilkelerini tanımak, insan
doğasının bir gereğidir
(özellikle çocuklarda). Bu dinsel
yapının, doğaüstü bir
gücün denetiminde olmadığı
iddia edilse de, bu böyledir.
Karşımıza çıkan soru bu
olguyla ilgilidir. İnsanın dinsel
doğasının kaynağı nedir?
Bu konuda da yaratılış ve evrim
modellerinin konuya bakış
açılarını gözler
önüne sermeye
çalışacağız. Önce
evrim modelinin açıklamalarını
ele alalım. Evrim, insanın
ahlâkî doğasını nasıl
açıklayacaktır? Bir evrimci olan
Dewey, bu konuda şunları söyler:
“İnsanın kendisinden ve toplum
oluşturmasından önce varolan kozmik
süreçle, ahlaki süreç
arasında büyük bir ayrım
bulunduğundan şüphe yoktur. Ancak
bildiğim kadarıyla, tüm bu
ayrımlar, kozmik süreç ve
güçlerin insanda bilinç
düzeyine yükseldiği olgusuyla
ilgilidir. Yani, hayvandaki değişime
yatkınlık, insandaki bilinçli
öngörü olmuştur. Hayvandaki
deneme ve yanılma yoluyla bilinçsiz uyum
ve canlı kalma, insandaki bilinçli
düşünce ve deneye
dönüşmüştür.
Bilinçsizlikten bilince geçişin
oldukça önemli olduğu
açıktır. Ahlaki olanla olmayan
arasındaki fark bu geçişle
ilgilidir.”9
Yukarıdaki sözleri okuyan biri, bu parlak
ifadelerin etkisi altında kalacaktır. Ancak
ileri sürülen kanıt ve
yorumların, varılan sonuçları
desteklediği söylenemez. Hayvandaki
bilinçsiz içgüdü, insandaki
bilinçli öngörü durumuna
nasıl
dönüşmüştür?
“Deneme ve yanılma” yöntemi,
bilinçsiz uyumu bilinçli
düşünceye nasıl
dönüştürmüştür? Bu
sorular çözüme
kavuşmamıştır.
Burada korkunç bir boşluk vardır ve
ileri sürülen nedenlerin,
sonuçları ortaya
çıkarması olanaksız
görünmektedir. Bununla birlikte, bu,
Dewey’nin düşüncesi ve
üzerine kurulmuş olan eğitim
felsefesinin, yarım yüzyıldan daha
uzun süredir, devlet okullarında çok
derin etkileri olmuştur. Onun
yaklaşımı, tümüyle, Darwin
teorisinin insanın ahlaki
davranışlarına uyarlanması olarak
görünmektedir. “Dewey, Darwin
düşüncelerini sistematik olarak ilk
kullanan eğitim
felsefecisidir.”10
Evrimciler arasındaki diğer bir konu da
şudur: Madem evrim, insanda bilincin yanı
sıra bütün ahlâkî
değerleri ve evrim olayını anlayacak
zekâyı ortaya
çıkarmıştır, öyleyse
biz şimdi, gelecekte gerçekleşecek
tüm evrim olaylarını doğru olarak
tasarlayıp yönetebiliriz.
Amerika’nın önde gelen evrimci
genetikçilerinden H. J. Muller bu konuda
şöyle der: “Ortak
kullandığımız ve
uyguladığımız eşsiz ileriyi
görme yeteneğiyle, durumumuzun
güvenceye alınması ve daha iyi hale
getirilmesinde, kör doğanın
yanlış adımlarından,
zalimliklerinden, gittikçe artan bir
şekilde korunabilir, kendi
doğamızı değiştirebilir ve
kendi değerlerimizi daha üst düzeye
çıkarabiliriz.”11
Hudson Hoagland da Amerika Bilim ve Sanat Akademisi
başkanlığını
yaptığı zaman benzer şeyler
söylemiştir: “İnsanın,
hayvanlara kıyasla eşsizliği, kendi
evrimini denetleme ve yönlendirme
yeteneğinden gelmektedir. Bilim de onun, bu
yolla elde ettiği en güçlü
araçtır. Biz, biyolojik ve
kültürel evrimlerin
ürünüyüz. Tüm diğer
bitki ve hayvanları ortaya çıkaran
doğal seçilimin bir sonucuyuz. Evrimin
ikinci türü psikososyal ya da
kültürel evrimdir. Bu kültürel
evrim türü sadece insana özgü
olup tarihi çok yenidir. Böyle bir
kültür, yaklaşık bir milyon
yıl önce bizim araç yapan hominid
atamızla
başlamıştır.”12
İnsanın, gelecekte evrimini kendisinin
denetleyebileceği inancı, evrimin bir din
olduğunun diğer bir
kanıtıdır. Hattâ
genetikçi ve biyokimyacıların,
genetik mekanizmaları, böyle şeyleri
yapabilecek kadar anlayacaklarını varsaysak
bile, bir sonuç elde edilirken, bir
sürü ahlaki değerlendirmenin
yapılması gerekecektir. Genelde, gelecekte
bir bireyin istenen özellikleri ya da evrimin
gelecekteki seyri hakkında verilecek her karar,
ahlâkî değerlere ait felsefe
sistemiyle yakından ilgili olacaktır.
Buysa, gerçekte sorunun dinî olarak
değerlendirilmesidir.
Ancak rastlantısal ve ahlaki değerlere
sahip olmayan bir evrim süreci, böyle
tasarımlar ve değerlendirmeler yapabilen,
kişisel bilinç ve ilkelere sahip,
karmaşık yapıda bir insanı
nasıl ortaya çıkaracaktır? Bir
doğa bilimci olmaktan çok, bir sosyal
bilimci olan Hoagland bu konuda şunları
söyler: “İnsan ve onun
davranışları, tümüyle
rastlantısal mutasyonlar ve doğal
seçilim yoluyla ortaya çıkan
evrimin ürünüdürler.
Amaçsız doğal seçilim,
amaçlı insan
davranışlarını
yaratmıştır. Bu
davranışları edinen insan da,
amaçlı bilgisayar işlemlerini ortaya
çıkarmıştır.”13
Bazıları buna inanabilir. Ancak, bunun
bilimsel olduğunu söyleyebilir mi? Bu,
neden - sonuç bağlantısı
kurulmuş bir bilim mi, yoksa bir
büyücülük inancı
mıdır? Bir kimse, atları,
arzuların yarattığına
inanmak ve gelişigüzel hareket eden
parçacıkların zamanla,
bilinçli, heyecanlı, istekli,
ahlâklı, dindar
davranışları ortaya
çıkardığını kabul
etmek isterse, böyle bir inanış,
imanın bir koşulu olarak kabul edilebilir.
Ancak hiç kimse, böyle hayalî
şeyleri, bilim adı altında
gençlere okutmak ve beyinlerini bu
görüşlerle yıkamak hakkına
sahip değildir.
İnsanın ahlâkî ve dinsel
doğası, Hoagland ve Dewey’nin
yaptığı gibi anlamsız ve
basmakalıp sözlerle
açıklanırsa, evrim modeli tam bir
karışıklık içinde
demektir. Yukarıda görüşleri
aktarılan kişiler de, psikososyal evrim
alanının önde gelen
uzmanlarındandır.
Peki ya yaratılış modeli?
Yaratılış modeli, insan da dahil
tüm varlıkların, sonsuz
güç ve bilim sahibi, kişisel,
amaçlı ve ahlaklı bir
Yaratıcı tarafından
yaratıldığını kabul eder.
Evrim modelinden farklı olarak,
yaratılış modeli, bilimsel bir yasa
olan neden-sonuç yasasına inanır.
Yaratıcı İlk Nedendir ve insanı
zeki, ahlâklı, amacı ve inanma
ihtiyacı olan bir varlık olarak
yaratmıştır. Yaratılış
modeli, gözlenebilen tüm olgularla tam bir
uyum içindedir. Olguları, dolaysızca
ve şüphe ya da utanç
duymaksızın
açıklayabilmektedir....
(Ayrıntılı bilgi Bilimsel
Yaratılış
Modeli adlı eserdedir.)
www.yyyayinlari.com
sitesinden sipariş verebilirsiniz.
1Rene Dubos: “Humanistic
Biology,” American Scientist, Vol. 53
(March 1965), s. 6.
2Theodosius Dobzhansky, “Changing
Man,” Science, Vol. 155 (January 27, 1967),
s. 409.
3Julian Huxley, What is
Science?’ın 8. bölüm olan
“Evolution and Genetics,” Ed. J.R.
Newman, (New York: Simon and Schuster, 1955). s.
272.
4Fransisco J. Ayala, “Biology as
an Autonomous Science,” American Scientist,
Vol. 56 (Sonbahar, 1968), s. 216.
5Modern bilimin kurucularının
çoğunun (Newton, Bacon, Kepler, Galileo,
Boyle, Pascal, Faraday, Pasteur, Maxwell, Ray Cuvier,
Lennaeus, Agassiz vs.) yaşadıkları
dönemin evrimsel düşüncelerini
bilmelerine rağmen, yaratılış
yanlısı olmaları
anlamlıdır.
6Membership Brochure (San Jose,
California) “What is Humanism?” Humanist
Community of San Jose (San Jose,
Kaliforniya’daki Hümanist
Topluluğunun “Hümanizm Nedir?”
adı verilen üyelik
broşürü).
7Aynı eser.
8Abe Fortas’ın, Evrime
karşı Arkansas’daki bir kanunu iptal
ettirirkenki yorumu.
9John Dewey “Evolution and
Ethics,” The Monist, Vol. VIII (1897 -
1901), bulunduğu yayın: The Scientific
Monthly, Vol. 78 (February, 1954), s. 66.
10Christian O. Weber, Basic
Philosophies of Education (New York: Rinehart
Publ., 1960), s. 252.
11H. J. Muller, “Human Values in
Relation to Evolution,” Science, Vol.
127, (March 21, 1958), s. 629.
12Hudson Hoagland, “Science and the
New Humanism,” Science, Vol. 143
(January 10, 1964), s. 111.
13Aynı eser, s. 113.
Başa Dön
|